Doğu Türkistan ve Çin zulmü

Wed 01, July 2015 Kategori Köşe Yazıları


Mert Karaca
mert@elturknews.com

Sözlerime derin üzüntü ve hissiyatla başlamaktayım. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuzeybatısında bulunan bir Türk-Müslüman devleti yıllardır baskı ve şiddete maruz kalmakta. Doğu Türkistan'ın tarihine kısaca değindiğimizde Türk ırkının bağımsızlık mücadelesini, bu mücadeledeki kararlılığını ve asırlardan bu zamana gelen, tarih kitaplarında sıkça duyduğumuz Türk ve bağımsızlık olguları en iyi şekilde görebiliyoruz.

12 Kasım 1933 tarihinde ilk Doğu Türkistan devleti ilan ediliyor "Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti" adıyla. Ancak Çin'li komutan Ma Chnagying'in ordusu 6 şubat 1934'te Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti ordusunu imha etmiş ve yeni kurulan Cumhuriyeti yıkmıştır.

Yine 12 Kasım 1944 yılında tekrar bağımsızlık için direnen millet, Doğu Türkistan Cumhuriyeti'ni kuruyor. Ancak beş yıl sonra 20 Ekim 1949 yılında tekrar yıkılıyor ve Aralık 1949'da Çin Halk Kurtuluş Ordusu bölgeye giriyor ve Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlanıyor. Doğu Türkistan halkı da o zamandan beri Çin işgaline karşı direnmektedir. Çin her tür baskıyı, şiddeti, yasağı koymakta çekinmiyor ve bu bölgeyi bu insanları herdaim kontrol altında tutuyor ve asimilasyon çalışmalarına devam ediyor. Tabi ki bu durumda Doğu Türkistan için self determinasyon hakkı doğuyor ancak sözkonusu Türk ve Müslüman bir ırk olduğunda self determinasyon hakkından kimse söz etmiyor.

Türkiye'miz 1953 yılında 900'den fazla Doğu Türkistanlı ilticacıyı Kaşmir ve Pakistan'dan kabul etmiş Türkistan'da ki kardeşleri her anlamda millet olarak destek çıkmıştır. Günümüzde ise artan sıcak ve gerilimli bu ortadoğu, asya coğfafyasında sıcaklık artmış vaziyette iken Suriye ve Irak'ta savaş oluyor iken Pakistan'da savcılar ve hakimler öldürülüyorken, Mısır'da seçilmiş olan başbakana darbe yapılıp idamı isteniyorken Çin yine durmaksızın Doğu Türkistan'a baskılarını artırıp seviyeyi ve sıcaklığı daha fazla yükseltiyor.

Çin devleti aldığı karar çerçevesinde klasik olarak insanları fişliyor ve Doğu Türkistan bölgesinde başörtüsü takan,burka giyen kadınların ve uzun sakallı olan erkeklerin toplu taşınmadan yararlanmasını yasaklıyor. Karara göre kıyafetinde hilal ve yıldız sembolü olan herkes bu yasak kapsamında toplu taşımadan yararlanamıyor. Keşke sadece toplu taşımadan yararlanmasa. Sorun daha büyük. Çin halkının, idarecilerinin ve provokatörlerinin nerede bir Doğu Türkistan'lı görse sopalarla taşlarla bu insanları ölene kadar linç etmeleri, ateşle yakmaları insanlığın bir dramıdır. Geçtiğimiz günlerde köpeklere yapılan köpek yeme kampanyasıyla dünyada gündeme gelen Çin, Doğu Türkistan halkınada böylesine zulüm, yasaklar uygulamakta Doğu Türkistan'ı asimile etmeye çalışmaktadır. Ramazan ayında oruç tutmayı, namaz kılmayı yasaklamaktadır. Yaşanan en büyük sorunlardan biri de Çin'in nükleer denemeleridir. 1966-1997 yılları arasında bölgede onlarca nükleer deneme yapıldığı belirtiliyor. Bu denemelerin insan sağlığı üzerindeki kötü etkileri halen sürüyor. Bölgede 1985 yılından bu yana geçerli uygulamaya göre şehirde yaşayanlara bir çocuk, kırsalda yaşayanlara iki çocuk sahibi olma kotası konuldu. Yasağa uyulmadığı takdirde bebek öldürülüyor. Doğu Türkistan'da hayati tehlike artık günün bir parçası durumunda ve asimilasyonun şiddetiyle özgürlük ve baskı son derece artmış bir durumda ve bu durum soykırıma doğru gitmektedir.

Tüm bunlara elbette ki seyirci kalamayacak olan Türk milleti elinden geleni yapmaya çalışıyor ve tüm dünyayı bu zulmü görmeye, boykot etmeye çağırmaktadır. Ancak bölgemiz adeta kaynayan bir kazan ve bizde bu kazanın içine atılacak olan mahsüllerdeniz. Suriye ve Irak'ın durumu meçhul. Ukrayna, Rusya ile gergin bir savaşta, Yunanistan batıyor ve Avrupa'ya ayakbağı oluyor. Tüm bu durumların ortasında bulunan Türkiye ve Türkiye'de yaşayan herkes ama herkes tüm çevrede olan olayları iyi görmeli ve analiz etmelidir. Heryer savaş içerisindeyken bu topraklar, Anadolu cenneti'de bu savaşa çekilmeye çalışılmaktadır. Burada en büyük görev başta yöneticilerimize ardından tüm halkımıza, milletimize düşmektedir. Hiçkimse unutmamalıdır ki bu topraklardan başka gidecek hiçbir yerimiz yoktur. Bu kale düşerse oyun biter. Bu kale var olmalıdır ki hayat devam etsin. Türkiye tarih sahnesinde dahada güçlenmeli ve millet olarak oyuna gelmemelidir. Bu ateş ülkemizide vurmadan olayları görmeli ve oyuna gelmemeliyiz..
Son Guncelleme: -/-
  • Ziyaret: 1732
  • (Suanki Oy 5.0/5 Yildiz) Toplam Oy: 4
  • 7 0


Yazarın Diğer Yazıları



Amerika Birleşik Devletleri ve 20 Ocak
Hırsızlık Konulu Türk Dizilerine Tepki
Gençlerin Türkiye'si
Yunanistan'dan Selamlar
Kültürümüzde Yetkilendirme
TÜRKİYE'de futbol
Büyük Vazife
İslamda Müziğe Bakış