İslamda Müziğe Bakış

Wed 22, February 2012 Kategori Köşe Yazıları


Mert Karaca
mert@elturknews.com
Bedii zevke yani güzelden hoşlanma zevkine ve selim noksanlardan uzak bir yaradılışa sahip olan her insan, musikiden ve etrafında duyduğu güzel, ahenkli seslerden haz duyar. Hatta musikiden sadece insanlar değil, hayvanlar dahi haz ve lezzet duyar. Musikiden ve ahenkli güzel seslerden hoşlanmayan, manevi bir haz ve lezzet duymayan insan, bedii zevki körelmiş ve selim yaratılışı bozulmuş bir kimse demektir. Bedevi, çöllerde nağmeli ve ahenkli sözlerle musiki söylerken, deve, sahibinin bu ahenkli sözlerine ayak uydurarak tempolu şekilde yürümeye başlarmış. Hatta devenin bu ahenkli yürüyüşünden "Aruz vezni"nin doğduğu söylenir. Güzel bir sesle kurallarına uyularak okunan Kur'an'dan veya sabahın şafağını takip eden alaca karanlıkta okunan ezandan haz duymamak mümkün mü?

Eğlenme, insani yapıdan (fıtrat) kaynaklanan bir istek ve ihtiyaçtır. Beşeri yapının gereği olan hiçbir istek ve ihtiyaç dinde cevapsız bırakılmamıştır. Fakat bu isteklerin tatmini başıboş ve sınırsız da değildir. Günlük hayatın çeşitli problemleri karşısında yorulan, bunalan ve sıkılan insanın meşruiyet sınırını aşmamak şartıyla eğlenmesi, dinlenmesi, ferahlaması caizdir.

İnsan, yapısı itibariyle sık sık huzursuzluk halini yaşar. Her insan bu huzursuzluktan kurtulmak, huzura erişmek için çaba sarfeder. Bu nedenle "Her gönül durmaz arar ruhsar-ı hüsn-ü mutlakı" denilmiştir. İnsanlar huzursuzluktan kurtulmak için zevk-u safaya, eğlence ve sefahatlere yönelmekte; ancak huzursuzlukları ve mutsuzlukları bir türlü sona ermemekte, çabaladıkça batmaktadırlar.

Bu huzursuzluğun kaynağı dinlerde "Cennetten kovulma" ifadesiyle simgeleştirilmiştir. Zira insan Cennet'te huzur içinde idi. Kovulmayla birlikte huzur yok olmuş, huzursuzluk başlamıştır. İnsandaki kadim huzursuzluğun dünyevi sebebi ise onun fizyolojik yapısında aranmalıdır. Bilindiği gibi insan, diğer memeli canlılar gibi eşeyli üreme özelliğine sahiptir. Bu anlamda insan bir bakıma yarım sayılır. Yani erkek dişiye, dişi de erkeğe muhtaçtır. Bununla birlikte her insanda hem dişilik hem de erkeklik vasfı vardır. Ancak bu vasıflardan birisi baskın (dominant), diğeri çekiniktir (resesif). Bu nedenle insanda dişilik ve erkeklik vasıfları arasında denge yoktur. İnsandaki dişilik ve erkeklik vasıflarının belirleyici unsuru ise iç salgı bezlerinin salgıladığı erkeklik (androjen) ve dişilik (östrojen) hormonlarıdır. İnsanlardaki bu hormon düzeyleri ile deneysel olarak oynandığında deneklerde çok şaşırtıcı fiziksel ve psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Sıradan insanlarda bir hormon balansından söz edilemeyeceği açıktır. Ancak Uzak Doğu dinlerindeki adıyla "Aydınlanmış İnsan" bizim geleneğimizdeki adıyla "İnsan-ı Kamil"de durum farklıdır: "İnsan-ı Kamil içsel olarak her iki cinsiyetin mükemmeliyetine sahip olan iki cinsli (Androjenik) bir yaratıktır. Fakat her iki cinsiyetin gerektirdiği şartlar ve unsurlara sadık kalmadıkça insanın o mükemmeliyete erişmesi imkansızdır... İnsanlar varlıklarının temelinde taşıdıkları cennetimsi ahenk ve huzura, erkek ve kadında doğuştan bulunan yönler bütünüyle gerçekleştirilmediği takdirde kavuşamazlar."

Bu dengeyi elde etmenin, bu uyumu sağlamanın bir çok "yolu" vardır. Bunlardan biri de müziktir. Müziğin en eski dönemlerden beri insan üzerinde derin etkilerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Gerek Doğulu gerekse Batılı bir çok düşünür, filozof, arif, bilge kişiler bu hakikatin farkında olup bunu zaman zaman sohbetlerinde veya eserlerinde dile getirmişlerdir. Bu nedenle hayatın her alanında etkin olmuş, iyi yönde de kötü yönde de kullanılmış ve halen de kullanılagelmektedir.

Müzik denilince, yüzyıllardır insanlığa hiçbir ayrım gözetmeden merhamet, şefkat, hoşgörü ve sevgi ışıkları saçan bir büyük insanı, ulu bir bilgeyi yani Mevlana'yı hatırlamamak mümkün mü? Mevlana büyük eseri Mesnevi'sine "Dinle neyden" diye başlamakta, devam eden on sekiz beyitte de neyden bahsetmektedir.

İslam dünyasında şerif, yani çok şerefli adı ile anılan üç kitap vardır. Bunlar Mushaf-ı Şerif, Buhari-i Şerif ve Mesnevi-i Şerif'tir. Böylesine değerli bir eser kabul edilen Mesnevi-i Şerif'te bizim inancımıza göre "Ney"de sembolize edilen hakikat musikidir. Bu manada "Ney"e yüklenilmiş olan mana musikiye-müziğe yüklenilmiş olmaktadır. O'nun yolundan gidenlerin musikiye neden bu kadar önem verdikleri ve bu sahada inanılmaz güzellikte musiki eserleri vücuda getirdikleri gerçeğinin ardında onun bu irşadı aranmalıdır.

İnsanlık tarihi kadar uzun bir geçmişe sahip olan ve zamanla değişik boyutlar kazanan müziğin, insanlar üzerine çok çeşitli tesirleri vardır. Bu tesirler hem menfî hem de müspet olabilmektedir. Müzik, halk arasında genellikle bir eğlence vasıtası olarak görülse bile aslında duygu ve düşünceleri seslerle anlatma veya sesi düzenli ve estetik maksatlara uygun şekilde kullanma sanatıdır. Davudî bir sesle okunan Kur'ân musikisi, bülbül sesi, yağmur ve suların sesleri, deniz dalgalarının nağmeleri ve kâinatta Allah'ın varlığını, birliğini terennüm eden kozmik senfoni müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığını, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunu göstermektedir.

Yüce Yaratıcı'nın bir lütfu olarak her canlı, hayatını ve neslini sürdürmek için çevresinin farkında olacak ve cevap üretecek şekilde programlanmıştır. Ses pek çok canlı tarafından kullanılan önemli bir iletişim vasıtasıdır. Bunun için gelen sesleri algılayan işleyen ve değerlendiren bir işitme sistemi birçok canlıya verilmiş bir nimettir.

Seslerin belli bir ritm ve tempo hâlinde melodi olarak çıkarılmasına veya sözlerin diziminden oluşan ahenkli seslere müzik/musiki adı verilir. Kâinatta canlı veya cansız sistemlerin çıkardığı sesler, bir ritm, tempo ve ahengi çağrıştırıyorsa veya kişi tarafından bu sesler böyle algılanıyorsa, buna kâinatın veya tabiatın musikisi denir. Eğer kişi tabiattaki bu seslerdeki motifi, ritmi ve ahengi algılayamıyorsa, bu onun için gürültü olarak değerlendirilebilir. Duyulan seslerin birer melodi mi, yoksa gürültü mü olduğu, hem sesin ritmik özelliklerine, tınısına ve ahengine, hem de kişinin niyetine ve algılama paradigmalarına bağlıdır. Bu niyet ve paradigmalara göre, kâinattaki faaliyetlerin bir göstergesi olan (rüzgârın cisimlere vurarak çıkardığı sesler, su sesleri, kuş sesleri vb) sesler inanan bir insan için Yaratıcı'yı akla getirirken, inanmayan biri için insanı dinlendiren ve onu tabiatla bütünleştiren tabiî bir hâdise olarak değerlendirilebilir.

Kişilerin durumlarına ve inanç dünyalarında açacağı ilâhî pencerelere göre seçilerek dinlendiğinde, insanın hem biyolojik yapısına, hem de öğrenmesine ve sosyal başarısına katkıda bulunabilecek bir musikiye ait nağmelerin faydası inkâr edilmemelidir. Burada bize düşen görev, her şeyde olduğu gibi, müziği de sadece bir eğlence vasıtası olarak değil, iyiyi, güzeli, doğruyu yakalamada ve inşa etmede kullanabilmek olmalıdır. Bu açıdan, sadece fen ve teknolojik alanlarda değil, musiki sahasında da insanımızın yeni buluşlara, icatlara ve sentezlere ihtiyacı olduğu göz ardı edilmemelidir.

Müzik tarih boyunca bütün medeniyetlerin ilgi duyduğu bir konudur. Her dönemde olduğu gibi İslâm tarihinde de insanlar müziğin gizemli dünyasından kendilerini alamamışlar, ama bununla birlikte çeşitli sebeplerden dolayı olumsuz sonuçlarından da kaçınamamışlar; müziğin gizemli dünyasından istifade etmeye çalıştıkları gibi, müzik sebebiyle meydana gelen bir takım olumsuzluklardan da şikayetçi olmuş ve bunun önünü almaya çalışmışlardır. Bu durum da müziğin meşruiyetini/cevazını tartışma konusu yapmıştır.

İslam açısından konuya baktığımızda bu konuda verilecek hüküm "müzik"ten ne anlaşıldığına bağlıdır. Tarih boyunca İslam kaynaklarında müzik çeşitli isimler altında anılmış, her kavram kendi içinde başka şeyleri de ifade etmiş ve müziği dini açıdan yorumlayanlar da bu kavramlar ve içeriklerine göre müziği yorumlamışlardır. Günümüzde müziğin dini yönü ile ilgili tartışmalarda da bu husus geçerliliğini korumaktadır. Peygamber (s.a.s.) dönemi musiki terimleri ve aletleri ile ilgili olarak Tarih, Edebiyat, Hadis, Tefsir vb. kaynaklarda farklı tespitler bulunmaktadır. Bu tespitlerin ve rivâyetlerin mukayesesi, konunun netleşmesi bakımından önem arz etmektedir. Peygamber (s.a.s.)'in hadisleri ve diğer İslâm kaynaklarında tespit edilebilen başlıca mûsikî terimleri "el-Gınâ", "el-İnşâd", "el-Hudâ", "en-Nasb", "en-Niyâhe", "el-Gazel", "Zühdiyyât", "Kaside", "Tağyîr", "Semâ", "Mûsikî", "el-Elhân", "el-Edvâr", "Meâzif", "Mezâmîr" ve "Melâhî" olarak görülmektedir...

Son Guncelleme: -/-
  • Ziyaret: 4239
  • (Suanki Oy 5.0/5 Yildiz) Toplam Oy: 484
  • 503 1


Yazarın Diğer Yazıları



Donald Trump ve Kudüs
Amerika Birleşik Devletleri ve 20 Ocak
Doğu Türkistan ve Çin zulmü
Hırsızlık Konulu Türk Dizilerine Tepki
Yunanistan'dan Selamlar
Kültürümüzde Yetkilendirme
TÜRKİYE'de futbol
Büyük Vazife